Aralık 30, 2010

bunun ne olduğunu hatırlayamadım ama:

Yaygın kanının aksine henüz Cumhuriyet doğmadan bu topraklarda kadınlar mücadelelerine başlamışlardı; elbette Nezihe Muhiddin’in, onun çağdaşlarının ve öncüllerinin çabaları ve talepleri şu anda kadın hareketinin bulunduğu yerden çok farklıydı. Ama geldiğimiz yerin çocuk da yaparım kariyer de reklam müzikleriyle bölünmesini, özgürlük taleplerimizin hala bedenimizin kime ait olduğu çerçevesinde dolaştırılmasını göz önüne alınca rehavete kapılmışız, işin ucunu bırakmışız ya da sesimizi hiç duyuramamışız sonucu çıkmıyor mu?

Seçme seçilme hakkını almışız almasına ama yaşamın süsü olmayı, erkeklerden sonra gelen olarak görülmeyi o kadar kabullenmiş olmalıyız ki, seçilen kadın milletvekillerimizin, çalışmalarından ya da yapabileceklerinden daha çok fönleri ya da giydikleri takımlar konuşuluyor. Erkekler temsil etmek ve yönetmek konusunda tartışılmaz bir üstünlüğe sahip olduklarından mıdır nedir yönetim kadrolarında kadın sayısı hep göstermelik oranlarda oluyor nedense. Ev işleri, iş yaşamı, olmazsa olmaz olarak sunulan kozmetik, giyim vs(genel olarak standart kadın dış görünüşü üretme sektörü) için harcanan zaman, çocuklar derken kadının ne zamanı ne gücü kalıyor demeyin. Kadın dediğin bir jonglör edasıyla her şeye yetişebilir, yetişmeli kariyer yapmak istiyorsa bedelini ödemeli. Kadın milletvekilleri en ateşli konuşmalarını, bırakın pozitif ayrımcılık, yeni hak talepleri, medya ve ders kitaplarında devam eden ve güçlendirilen geleneksel ayrımcı anlayışla mücadele etmek üzerine yapmayı, kadın hareketi açısından bakıldığında ancak bir oksimoron olabilecek “türban özgürlüğü” üzerine yapıyorlar, nedeni bu mu? Bedelini ödemiş olmak mı? Bedelini ödeyip Erk’e sahip olunca artık kadınları temsil etmiyor mu kadın?

Eşitlik anlamında şu anda bulunduğumuz yeri kabul edelim önce. Ev işleri ve çocuk bakımından sorumlu olmak, güzel görünmek, anlayışlı ve yumuşak başlı olmak, korunmaya muhtaç olmak ve bir erk’e ait olmak büyük bir çoğunluk için kadının soysal anlamda tanımlanmış ve kabul edilmiş özellikleri hala. Buna rağmen iş hayatına bulaşmaya cüret ederse/edebilirse kadının daha fazla çaba harcamak zorunda olması hala o kadar normal ki. Evet kadının cesaret göstermesi gerekiyor hala erkeklerin dünyasına dahil olmak için, bazen hayatına mal oluyor okumak istemesi bile. Hala çalışan kadın aldatır diyebiliyor, devletin din görevlisi büyük bir pervasızlıkla. Bütün vatandaşlarının eşit haklara sahip olmasını sağlamakla yükümlü olması gereken sosyal devletimiz ise zaten yetersiz miktarda olan düzenlemeleri, kadının aleyhine değiştirmek için elinden geleni yapıyor son zamanlarda.

İstihdamla başlayalım önce. Yeni istihdam paketinde sanki kadınlar bölünerek çoğalıyorlarmış gibi iş yerlerinin çalışan kadın sayısına bağlı olarak sağlaması zorunlu olan emzirme odaları ve kreşler kaldırılarak çalışan annelerden, ama yalnızca annelerden (erkeklerin çocuk bakımıyla ne işi olur değil mi?), %15 kesinti yapma tasarısından yapılan ayrımcılık nedeniyle değil devlete getireceği yük yüzünden vazgeçildi. Eşit işe eşit ücret mi o da ne, ücretli çalışanların kaçı bu zam oranıyla karşılaştı bu yıl? 2003–2007 yılları arasında istihdam artışımız % 1,1 görünürken, kadın istihdamı % 0,8 azalmış olsa da kadın işçiler için prim desteği “ayrımcılık” bahanesiyle paketten çıkartıldı. Ve tabii bazı kamu kurumlarına eleman alınırken erkek olma koşulunun aranmasını zaman zaman gündeme getirilebiliyor oysa tam tersine özel kuruluşların erkek olma koşulu aramalarının önlenmesi yasal olarak zorunlu değil mi?? Siz de bir eşitsizlik görmüyor musunuz? Fazlaca çelişkili değil mi olup biten?

Gelelim şu meşhur bol “S”li Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’na, SSGSS kadının eve ait olduğu anlayışının henüz kırılmamış olduğu dikkate alınarak yapılmış olan düzenlemelerle kazanılmış olan haklarını da kadının elinden alıyor. Çalıştırılmayan kadın, eşi ya da babası, artık tabii olduğu kimse onun primlerini ödeme lütfunda bulunmazsa, emeklilik hakkı zaten yoktu, sağlık güvencesine de sahip olmayacak. Anlayış ortada kadın eksik olduğu için korunmaya muhtaç, anayasa taslağına kadar girebildiğine göre birileri bu önermeyi yaşamın temeline alıyor olmalı. Kadın korunmaya muhtaç eksikli bir yaratık olarak çalışmak zorunda değil, hatta çalışmasa daha iyi bu anlayışa göre. Tabii bu arada bir ayrıntıyı atlamamak gerek, kendi yaşamını kazanamayan kadını koruyacak olan da başındaki erkek olmalı devlet korumadığına göre. Nasıl korunacağımızı açıklamalı mı: töre cinayetleri, okuması engellenen küçük yaşta zorla evlendirilen çocuklar? Sosyal devlet mi vatandaşlık dersinde adı geçmişti galiba?

Eh korunmaya muhtaç olan canlıların, elinin hamuruyla erkek işine karışması da abesle iştigal değil de nedir? Malum kadın teknolojiden anlamaz, erkek kadından emir almaz, mühendis olmak da ne demek? Tuhaf olmaz mı zaten bedenini ait olduğu erkek ve diğer kadınlar dışında kimseye göstermemekle yükümlü bir türün, korunmaya muhtaç olduğu için şartları uygun bir erkek tarafından dört tanesi birden koruma altına alınabilen bunun karşılığında ev içi işlerin sorumluluğunu alan yaşamın süsü olmakla yükümlü bir metanın erkek işine el atması? Ev temizliği, yemek yapımı, çocuk bakımı vs. kadının kullanım alanları oldukça belirli aslında ne işi var kadının şantiyede, toplantılarda? Karar mercii olmak kim kadın kim, modelleyeceği tek şey kızına dikeceği yeni etek, oğluna dikeceği pantolon olmalı? Evet kulağa abartılı geliyor, ama uzak değil. Ben çocukken bugün yaşadıklarımız da uzaktı.

Mühendis kadınlar zaten eşit şartlarda yarışmıyorlardı, ama acaba düzelmesi gereken şartlar daha da bozulacak mı? Bugün şeriata uygun örtünme özgürlüğü tartışılırken yarının talepleri ne olacak? Durumumuz zaten çok parlak değildi ama umarım bizden sonrakilerin derdi kendilerini koruyacak bir erkek bulmak için birbirleriyle rekabet etmek olmaz. Biz susuyoruz sessizliği başka talepler bozuyor ve gündeme alınıyor. Yoğun bir özgürlük, haksızlığa uğramışlık propagandasıyla, toplumsal yaşama yedirilen anlayış ve buna paralel yapılan değişiklikler çevremizi sardığında ya kaçacak yer kalmaz, sesimiz pek kullanılmamaktan kısılır, özgürlük ve ezilmek kavramlarının içi boşaldığında kullanacak kelimemiz, söyleyecek sözümüz kalmazsa.

Hiç yorum yok: